Feci'nin Blogu

28 Temmuz 2019 Pazar

bu hayat senin, iyi düşün kararını ver (!)


                             bu hayat senin,  iyi düşün kararını ver (!) 
Doğrudan konuya gireyim en iyisi. Oldukça acıtıcı ve düşündürücü çünkü.
Üniversitelere  yerleşme tercihleri başladı. Herkeste bir telaş,  İlk sekiz bine veya on bine girenler istedikleri yerlere girecekler. İmtihanın kendisi çok vahşi zaten. İmtihana giren sayısı 2.5 milyon.  Ancak 10 bini istediği yüksek puanlı yerlere yerleşecek. Üniversite yerleştirme sistemi hep böyledir, hep vahşidir. Artık bu durumu kanıksıyoruz. Bizler ve çocuklarımız hep bu cendereden geçtik ve gençler geçmeye devam ediyor.  Ama şimdiler de durum daha da vahim.  Bir giriş yapmayayım  olayı hemen anlatayım dedim ama giriş yapmadan olmuyor bu vahşi imtihan düzeninde. Diyeceğim  eskisi de böyleydi  yenisi daha da vahşi…
Geçen gün üniversite tercihini yapmaya yardımcı olabilir miyim ricası ile gelen bir genç kızı  anlatmak  istiyorum. İlk on bin içine girmiş. Puanı Hacettepe ve Ege Tıp  hariç diğerlerini  tutuyormuş. Yanında annesi ve babası. Mütevazi  bir aile. Kızları ile gurur duyuyorlar haliyle.  İlk on bin arasına girmiş. Kolay değil. Tıp fakültesini istiyorum ama hiç de güzel şeyler söylemiyorlar, diyor. Belli ki hedefine bu kadar yaklaşınca söylenenlerle irkilmiş. Annesi ve babası da gözümün içine bakıyorlar cesaret vermem için. Kız üzgün.  Bak diyorum,  sana ne işin var doktorlukta,  diyen arkadaş cerrahmış.  Çok haklı böyle söylemekle.  Cerrahi branşların işi çok zor. Sen başka bir bölüm seçersin kendine.
O sırada odamda tesadüfen bulunan iki kıdemli hekim belki de kızcağızın gerginliğini pek hissetmeden belki de ona gerçeği yalnızca gerçeği söylemek kararlılığı ile “yok kızım ne işin var, bu meslek öldü artık. Yapılacak bi şey değil” diyorlar. Lafı tekrar alıp, bak diyorum bu meslek zor. Ama sen belli ki çalışkansın. Senin başaramayacağın bir iş değil. Ama tabii ki mecburi hizmeti var. Uzman oluyorsun yine mecburi hizmeti var. Yan dal filan yaparsan yine mecburi hizmet. Yani uzun bir yol.  Ama doktor olmak iyidir. Saygın bir meslektir. Tesadüfen odamda olan  doktor arkadaşlar  bana şaşkın şaşkın  bakıyorlar “ya neresi saygın? Saygınlığı mı kaldı ?” diyor birisi. Hatta her gün dayak yiyiyorlar diyor diğeri. Kızcağız yutkunuyor. Annesi ve babasının yüzünde endişe. Ben ne diyeceğimi bilemiyorum.
-Ben araştırma yapmak istiyorum, diyor en temiz,  en içten,  en hevesli haliyle.
-Çok zor. Bu uzun yolu geçmen gerekir zaten sonra mecalin kalmaz diyorum. (bunu içimden söylüyorum tabii ki, daha çok kırmamak için )
Canım benim.  Bu konuşmalardan sonra,  aslında moleküler biyoloji de istiyorum,  ona da rahatlıkla girebilirim diyor. Oradan babası atlıyor;
- iyi de kızım iş garantisi yok.  Mezun olunca ne yapacaksın, doktor oldun mu aç kalmazsın en azından. 
-Yok diyorum, öyle demeyin. Moleküler  biyolog  oldu mu yurt dışına filan gider.
Babasının yüzünde bir hüzün dalgası. Annesi  nasıl olacak o kadar para nerde bizde der gibi bakıyor.
Ayağa kalkıyoruz ayrılacağız. “Güzelim, sen yüreğinin sesine bak.  Gerçekten nereyi istiyorsan oraya kaydını yaptır. Bu hayat senin” diyorum.
Son cümleyi söylediğimde,  çalışkan, akıllı ve bileğinin hakkıyla ilk sıralara girmiş narin güzel kız hıçkırıklara boğuluyor. Ona sarılıyorum. Ağlama lütfen diye. Ben de neredeyse ağlayacağım.
O kadar çalıştığı, bu vahşi imtihandan başarılı çıktığı halde, daha en başta, yolun  en başında  ne kadar endişeli ve mutsuz… Haklı da… Bir gence, bu hayat senin, diye seslenmek ne kadar inandırıcı sizce?   Ayrıca çok da hüzünlü,  bu ülkede. 
                                                                                                                                            
                                                                                                                 Feride Cihan Göktan 
                                                                                                                  2019/ temmuz 

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Bir Kaş Gecesi Rüyası


                                               
                                             
                                                          Bir Kaş Gecesi Rüyası



 Güzel bir rüyadan uyanmanın ferahlık hissi ile yüzünüze yayılan gülümseme sonrası “sadece bir rüyaymış” ile sonlanan o esrik farkındalık… İşte aynı duyguyu uyanıkken “bir Kaş yolculuğu” sonunda hissedebilirsiniz. Bu kısa yolculuğu sıcağı sıcağına  anlatmazsam detayları unuturum endişesi ile hemen yazma telaşı sardı beni.
Akdeniz’in o eşsiz mavisinin hemen yanı başında devam ederek  Kaş’a ulaşan o ince uzun yol. Denizin sonsuz mavisine gözlerinizle dalmışken,  bu dünyada deniz görmeyen insanların var olduğunu bilmenin hüznü de yüzünüzdeki sevince karışıyor ister istemez. Yolun sonunda Kaş ile karşılaşma.  Rengarenk begonvilleri ile sizi bekliyor. Kırmızı, turuncu, sarı beyaz begonviller. Bir coşku bulaşıyor önce. Sonra ışıklar gecenin ilerleyen saatlerinde. Sanki bütün dünyanın ışıkları buraya toplanmış. Denizin sakin çırpınışlarına karışan kahkaha sesleri ve yanık tenli beyaz şapkalı insanlar. Kaş, Akdeniz’in güzel çocuğu. Sağlıklı, neşeli ve dünyanın kötülüğüne hiç bulaşmamış, bir insanın en masum ve en genç çocuk yüzü gibi. Baktıkça sizi de çocuklaştıran.
Daha bitmedi tabii ki. Karşıda Meis Adası. Yunanistan’ın minik adalarından biri. Ön tarafı var arkası yok. Bütün hayat adanın önünde akıyor. Tekneler, lokantalar, evler, oteller, bütün şehir. Nüfusu kışın  dört yüzmüş. Şaka gibi. Bu küçücük yerleşim yeri oldukça turistik. Tekne ile muhteşem bir koy yolculuğu. Önce Mavi Mağara . En klasik anlatım ile bir cennet. Bütün vücudunuzla maviye karışırken suyun şakırdayarak parıldadığını görüyorsunuz. Kısacık bir zaman diliminde mağaraya giriyor ve çıkıyorsunuz. Bir rüyaya gelmişken başka bir rüya. Rüya içinde rüya yani.  Sonra AYA YORGİ koyunda deniz keyfi. Çeşme Aya Yorgi’si ile hiç bir benzerliği yok. Sakin, ferah ve makul fiyatlar. Muhteşem bir deniz. Muhteşem bir müzik. Daha ne olsun?
Geç vakit yarım saatlik bir yolculuk ile Kaş’a geri dönerken çok güzel bir gün geçirmenin keyfi zaten bütün yorgunluğunuzu alıyor. Oldukça dinamik bir şekilde dönüşte de  bu güzel ilçenin çılgın ışıklarına karışıp, meşhur dondurmalarının tadına bakıyorsunuz. 
Kaş, insana çok iyi geliyor. Türkiye'nin ve dünyanın bütün sıkıntılarını en azından iki gün için size unutturan bir yer burası. Akdeniz’in güzel çocuğu. Ama gerçeklere dönme vakti. Bir yandan bütün sevincimizi içimizde tutmaya çalışırken bir yandan da ayrılmak oldukça zor buradan. Üstelik gezilecek görülecek daha birçok yeri var.
 Bekle beni Kaş ve Kastellorizo. Tekrar geleceğim…
                                                                                                           
                                                                                        Feride Cihan Göktan
                                                                                                  Temmuz 2019