Feci'nin Blogu

26 Aralık 2020 Cumartesi

KORONA GÜNLÜKLERİ 43

 KORONA GÜNLÜKLERİ 43 

Korona Günlüklerine not düşeyim. 2020’nin son günleri ve biz 2021’e yaklaşıyoruz... Birbirimize “iyi yıllar” demeye başladık. Söylerken veya yazarken bir tedirginlik. Bir iç geçirme. Hayatımda
ilk defa olarak “iyi yıllar” demek bu kadar tuhaf geliyor bana🤔. Apaçık meydanda ki artık eskisi yani bildiğimiz, kör topal da olsa bizim bildiğimiz bir dünya olmayacak. Korkarım  “acilen bir şeyler yapmalıyız” süresini de geçirdik. 😥 Yıllar yıllar, yıllardan beri, son yıllarda daha da sık olarak deprem, sel, hortum gibi felaketlerle  daha kötüye gidiyoruz sinyalleri hep verildi aslında. Kimin umurunda? Hepimiz “vur patlasın çal oynasın” diyerek bu yaşlı dünyanın üzerinde tepindik durduk. Bu kötü gidişatı fark edenlerin uyarılarına hiç aldırmadık.  Bugün Google’da şöyle bir gezindim; çevre politikaları ilk defa ne zaman konuşulmuş, ilk çevresel eylem planları ne zaman yapılmış diye. Kayıtlara geçen tarih 1973. Yani 50 yıl önce işlerin kötüye gittiğini birileri fark etmiş. “Nato Kafa Nato Mermer” olan aptal çoğunluk, körler orduları olarak savaşa, talana, sömürmeye bitmeyen o hırsla yollarına devam etti. Yol boyunca kutbundaki buzulların erimesini, yağmur ormanları kayıplarını, karbon salınımının her geçen gün artmasını da umursamadı.  Ama ne yazık ki yol bitti. Yol bitti.  Kelebek etkisi diye bir şey olduğunu unutan aptal insanlık kartalların kanat çırpışını bile duyamadı. Ve işte sonunda olan oldu.

Hala Wuhan’da ortaya çıkan korona virüs nedeniyle Çinlilere lanet okuyan var. Oysa bu virüsün ortaya çıkması ve bu kadar yayılmasına sebep bilim adamlarına göre gezegen ısınırken, karada ve denizde yaşayan çeşitli türlerin sıcağın artan etkisi ile yer değiştirmesi ve normalde temas etmemesi gereken pek çok türün temas etmesi. Ayrıca ormansızlaşma nedeniyle hayvanların göç ederek yeni türlere temas etmesi ve böylece insanlığın da yeni patojenlerle tanışması demek. Bir yandan dünya nüfusundaki ve üretim faaliyetlerindeki hızlı artış da  doğal kaynakların azalmasına neden oluyor. Kim bilir bilemediğimiz birbirini tetikleyen daha ne kadar çok neden var bu felakette?

Ormanları talan ederken, “her şey insan için” derken, şimdi ne oldu acaba?😨 Nereden çıktı bu ölümcül ve yayılan üstelik gözümüzün bile görmediği virüs denilen şey. Herhalde Çinliler suçlu değil.

Valla, aklımızı başımıza alma zamanı. Ama akıl da gitmiş durumda. Bu felaketi görüp de hala umursamayanlar var. Bu daha da inanılmaz.😮 Yılbaşı için  otellerde rezervasyonlar yapılıyor dedi bir arkadaşım. Yok canım olamaz fake haberdir diye yazdım iletisinin altına. Aha! doğruymuş. Sonra duydum ki bir genelge ile yasaklanmış. Demek yasaklanmasa gidecekler eğlenecekler o bir türlü eğlendiremedikleri akılsız bedenlerini. Gerçekten inanılacak gibi değil.

Bu 2020’de sanki bildiğimiz dünyanın sonuna geldik. Afrika’da yeni bir virüsten bahsediyordu TV geçen gün. Ayrıca Kovid 19 mutasyona uğramış. Bu haberler ne kadar doğru bilemiyorum. Ama şurası gerçek ki mutasyona biz uğradık ve yeni bir dünyaya geçiyoruz. Eski dünya artık olmayacak. Bu geçiş döneminde tabii ki yine umut denilen şeye sıkı sıkı yapışmış durumdayız. Aşı. O da eğer aşı tutarsa. O kadar örselenmiş ruhlarımız ve karışan aklımız, neredeyse her gün bir ölüm çemberi içerisinde gittikçe daralan yüreklerimizle 2021”e girerken bir aşı umuduna sarılmaktan başka
çare kalmadı.

İşte bu günlerde “İyi yıllar” derken bütün tedirginliğime karışmış 2020 yılı hüzünlerimle yine de bir umutla geleceğe bakmamın bu dünya yolculuğunda olmazsa olmaz olduğunu hissederek ve bilerek güzel bir 2021 diliyorum. Gerçekten yeni bir yıl olsun. 🎍💖🆕🌚

“Yepyeni bir yıl.” Hepimiz için. Bütün bir dünya için.

                                                                                                Feride  Cihan Göktan

                                                                                                26 aralık 2020  

12 Aralık 2020 Cumartesi

Şu H.A.T meselesi?

            Şu H.A.T meselesi?  

Yine şimşekleri üzerime çektim. Ya ama ben böyleyim.🙄 Yakın arkadaşlarım bunu bilir ve beni böyle kabullenirler. Tabii ki bu nedenle bazıları sevmez. Ama yapılacak bi şey yok. Üstelik bu benim törpülenmiş halim. Hayat bana özellikle yakın çevremde olan bitene çoğunluk ne derse itiraz etmemem gerektiğini kafama yatmasa bile tartışmaya açmamın pek uygun olmadığını, açmadan neler kaybedecek olduğumu ve dolayısı ile sesimi bazen kısmam gerektiğini  kısmen de olsa öğretti. Ama genel konularda bunu pek başaramıyorum.

İki günden beri medyada bir Hasan Ali Toptaş /Pelin Buzluk/Leyla / Aslı Tohumcu/Bora Abdo / cinsel taciz /istismar konuları ayyuka çıktı. HAT diğerlerine göre daha meşhur olduğu için haliyle önde gidiyor.  Bütün gruplar da tartışılıyor medyada tartışılıyor. Zehra Çelenk’in yazısı dolaşıyor…  Valla, dün korkarak gözüme kestirdiğim bu kadar öfkeli bir çok insanın içinde beni daha iyi anlayacaklarını umduğum bir sanatsever gruba patladım. Ya siz sanatsever misiniz, yoksa sanatçı sever misiniz diye. Öyle ya Hasan Ali Toptaş’ın arkadaşı olursun, akrabası olursun, çok yakını olursun böyle bir adamı siler atarsın hayatından. İyi de sadece kitaplarını okuyorsun beğeniyorsun veya beğenmiyorsun. Mesela “Kuşlar Yasına Gideri”  okumuşsun. O kitabı niye cezalandırıyorsun şimdi? O kitap adamın kendisi değil ki… Onun eseri.  Bir bakıma çocuğu.  Şimdi hangimiz bir katilin çocuğuna da katil muamelesi yapalım diyebiliriz. Yayın evi anlaşmalarını durdurmuş, okurlar kitaplarını geri yolluyor. Bir  kitabının filme uyarlanması iptal edilmiş. Yani bütün hınç ve nefret adama değil de eserlerine boca edilmiş vaziyette. 

            Dün bir arkadaşım Hasan Ali Toptaş  edebiyatını eleştiren Taylan Kara’nın yazdığı bir eleştiri yazısını paylaşmış.  e dedim bu yazı yeni değil üstelik Taylan Kara asla bel altı yapmıyor sadece edebiyatını yine bir edebiyat dili ile eleştiriyor ki bu başka bir şey.

            Şimdi esas konu sanat ve sanat eseri. İkisini birbirinden ayırt edebilir miyiz? Etmemiz gerekir mi? Yoksa ikisi birbirinin içinde midir, ayırt edilemez bir bütün müdür? Esas konu bu…

            Ben kişisel olarak bana çok kızacaklar olacağını da bilerek söylemeliyim ki sanatçı ve sanatı farklı kılmak zorundayız. Buna zorunluyuz. Sadece sanat için değil bu bilim için de veya başka üretilen işler için de böyle. Şimdi hayran olduğunuz bir filmi veya devamlı dinlemek istediğiniz bir müziği düşünün. Bunların yaratıcıları hakkında ne biliyorsunuz? Özel hayatları hakkında ne biliyorsunuz?   Ayrıca yüz kızartıcı suçları olan birçok sanatçı ve bilim adamı var. Dediğim gibi bilmediklerimiz, duymadıklarımız, ortaya çıkmayanlar var. Sonuçta insan bunlar. İnsanlar kötü ve ahlaksız olabilir. Ahlaksız olan hiç kimse sanatçı olamaz veya tersi her sanatçı veya bilim adamı erdemli ve ahlaklıdır diye bir kural var mı? Bence sanatçı ve sanatını birbirinden ayırmak zorundayız. Her film öncesi yönetmenini araştıralım, her kitap okuma öncesi yazarını araştıralım belki o da🤢… Başa çıkılacak gibi değil? Zaten sanat çevrelerinde bilinen bir laftır: sanat eseri artık sanatçının değildir. Herkesindir. Herkes o eseri kendine göre değiştirir çünkü.

            Çok uzatmadan bu HAT ve Pelin Buzluk meselesinde ben de ne düşündüğümü söyleyeyim: (eksik kalmayayım)😊 Eğer Hasan Ali Toptaş özür dilemeseydi bu konuda aklımda acaba kalacaktı.  Ama o dilediği özür, kabahatinden büyük olmuş. Nasıl bir özür o?😡 Eril failliği anlayamamış. Yani bu yaşına gelmiş koskocaman bir adam olarak eril failliğin ne demek olduğunu bilmeyecek? Bunun için bir erkeğin geri zekâlı olması gerekir. Bu özür dileme şekli bana şunu düşündürdü: evet demek ki iddia edildiği gibi taciz öyküsü var. Hatta daha da tumturaklıları var onların da ortaya çıkmasından endişe ettiği için böyle telaşe ile saçma sapan bir özür diledi. İyi ki arkadaşım filan değil. Ayrıca mağdur için yargı yolu da açık.  Kişiler suçlu ise cezalandırılmalı. Bu sadece meşhur kişiler için değil herkes için aynı şey. Eğer yakını iseniz bu adamı hayatınızdan silip atın okuru iseniz imza günlerine gitmeyin. Muteber bir adam değilmiş deyin.  H.A.T’a haddini bildirin.🙄

Ama eserlerini neden cezalandırıyorsunuz?

Valla bana kızmayın. Herkes düşündüğünde serbest ben böyle düşünüyorum.  Bir şey daha söyleyeyim not olarak: Hasan Ali Toptaş okumadım. Kitaplarını arkadaşlarım arasında okumalarına çok güvendiğim beğenenler ve hiç beğenmeyenler var. O yüzden merak ediyorum beğenecek miyim beğenmeyecek miyim diye. Ne zamandır okuma listemdeydi. Bir okuyayım bakayım beğenecek miyim?                                                                                                                               

                                                                                                         Feride Cihan  Göktan                                                                                                                   12. 12. 2020   

                                                                                                      

6 Aralık 2020 Pazar

KORONA GÜNLÜKLERİ – 42 Aşılar ve Şaşılar

             KORONA GÜNLÜKLERİ – 42  Aşılar ve Şaşılar

Yazmadan olmayacak. Gerçekten tıkandığımı hissediyorum artık. Biraz rahatlamak için bi şeyler yazmak iyi geliyor insana.

Bu korona günleri neredeyse bu dünyaya geldiğimize geleceğimize pişman ettirecek düzeye geldi dayandı. Birçok insan için bu düzeyi aştığını da biliyorum. Gittikçe hızlanan hasta ve vefat sayıları, çember daraldı/daralıyor hissiyatı, ölüm korkusu, ne olacak bu işin sonu sıkıntısı… Korona dalgaları arka arkaya geliyor. Kaçıncı pik bu, bir tane daha gelecek mi, derken bir ışık belirdi. Bir umut. Aşı geldi geliyor. Hadi bakalım. İnşallah.  Ne olduğunu bile tam olarak anlayamadığımız bu tuhaf hastalığın aşısı inşallah tutar ve bu kâbus biter. Dört elle bu umuda sarılmak lazım de mi? Normal olan bu. Çünkü aşı sayesinde dünya bugüne kadar birçok felaketten temizlendi. Yoksa bulaşıcı hastalıklardan toplu ölünler oluyor sokaklarda ağzı yüzü çarpılmış kolu bacağı olmayan sakat insanlar dolaşıyordu. Yok, bütün bunların farkında olmayan, hiç bilmeden görmeden asırlardır biriken bilim verilerinin   üstünü bir kalemde çizen  "aşı karşıtları" var artık. Onlar yine türedi.😨

  Aşı olmayacağız diyenler ve Çin aşısı mı Alman aşısı mı kavgaları. Ülkede herkes bir anda doktor ve bilim adamı kesildi Güler misin ağlar mısın? Ağır trajediler ruh sağlığını korumak adına komedi döngüsüne giriyor ister istemez. Şaka gibi oluyor. Gülmeye başlıyorsun artık. Gel de gülme. Yani şimdi sokaktaki adam Messenger RNA aşısını tartışıyor. Genetiği ile oynatmazmış. Bu aşı nukleusunu keşfedecekmiş😂.  Oradan başka biri çıkıyor: çip takacaklar takip edecekler diyor. E velev ki çip taktılar seni adım adım takip ettiler zaten bu kafayla sonunda hastanede olacaksın. Çip takmaya ne gerek var, a salak. Yok Çin aşısı yaptırmazmış. Ona güvenmiyor çünkü. Milyarlarca dolara yatırımlar yapılmış, binlerce testlerden geçmiş, üstelik geleneksel bir aşı. Yani yıllardır denenmiş bir aşı cinsi. . Türk Tabipler Birliği okey diyor. Ülkenin sağlık bakanı ve bilim kurulu onaylamış. Bilim adamları tartışabilir. Olsun Ayşeler, Mehmetler, Yılmazlar onaylamıyor. Hatta Yılmaz’ın biri bilirkişi pozunda yazdığı alt alta tek satırlık yazılarından birinde;

“Maazallah bir sakatlık olursa

 “Çin’den kefen bezi alıyoruz, ucuza ceset torbası da geliyor hamdolsun” demiş.  Aşı olursanız ölebilirsiniz diyor kısaca.💀

    Bu yazıyı binlerce kişi okumuştur haliyle. Bir doktor arkadaşım da dayanamayıp çok kibarca bir mektup yazmış "Sayın Yılmaz Özdil" ile başlayan.  Bakın bu aşı konusu çok hassas. İnsanlığı kurtarıcı olabilir. Çaresiz bu zamanda biraz daha dikkatli olmak ve bu işi bilenlere bırakmak gerekir mealinden dediğim gibi çok kibar bir üslupla. (yazdığı mektubun orijinali Dr. Ceyhun Balcı’nın face sayfasında var)

     Aldığı cevabı izin aldığım için aynen aktarıyorum:

“Hoca, bu yazıyı aşı karşıtı olarak algıladıysan bence çok çalışmaktan asabın bozulmuş.” Yılmaz Özdil  

 Üsluba bakar mısınız? Hay Allahlım, yarabbi, gel de gülme bu trajik olaya şimdi. Ya kardeşim, sana bir hekim terbiyeli bir üslupla Sayın diye hitap ederek daha dikkatli olman gerektiğini yazmış. Nasıl bir cevap bu ? Ayrıca  o tek satırlarla yazdığı  hiçbir edebi ve hiçbir bilimsel yanı olmayan yazısına da  bu yazı aşı karşıtı  değil demiş ya.. Artık söylenecek bir söz bulamıyorum ben. (Bu aşı karşıtı değil dediği yazıyı da buraya koyayım belki benim gibi hiç Özdil okumayan varsa ibret için okur)

Dr. Ceyhun Balcı’nın   bu konuda blog yazısını da koyayım. Onu da okuyun. Özellikle bu aşı konusunda kafası karışık veya bulanık olanlar. Çok Sayın Yılmaz Özdil’in yazısı ile birlikte değerlendirsinler…Valla dünya trajikomik bir hale geldi. Ağlayıp gülmek arası gidip geliyoruz. Şurası kesin bence Korona çok eğleniyor. Baksanıza aşı olmam eğer olursam Bill Gate’s in kontrolüne  gireceğim diyenler varmış.  Bill Gates de kollarını açmış bekliyor bu garibanları. Silikon vadilerinde çalıştıracak.😂😂😂

Lütfen bu aşı olayına şaşı bakmayalım. Gerçekten yeter artık. 

                                                                                                         Feride Cihan Göktan                                                                                                                                    6 aralık 2020 

/https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/cin-asisi-6152820/

https://cumhuriyetciyorum.wordpress.com/2020/12/04/tiriska/?fbclid=IwAR3wExq30KiA_jgO5qbTW13IfJC3vyCYg3_omA1I5zrn5Eluh0OFg0VGiBQ